13. Kat Film Analizi – The Thirteenth Floor

1999 yapımı bilim kurgu filmi olan 13. Kat’ın o dönemde günümüz teknolojisinden bir hayli geride olunmasına rağmen müthiş bir hayal gücü ile ortaya koyulan bir filmdir. Varoluş, gerçek dışı dünyalar ve teknolojinin birleştiği bir film olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzden yaklaşık yirmi iki yıl önce çekilen bu filmin kendisini hâlâ izletmesi gerçekten başarılı bir yapıt olduğunun göstergesidir. Nitekim 1999 yılı dünya sineması için çok başarılı bir yıldır. Çok kaliteli filmler bu yılda çekilmiştir. Ayrıca film Daniel Galouye’un Simulacron-3 adlı romanından uyarlatılmıştır.          

Kısaca filmin konusundan bahsedecek olursak Douglas’ın ve Fuller’in ortakları olduğu teknoloji şirketi yeni bir teknolojik alet üzerinde çalışmaktadırlar. Yaklaşık altı yıldır üzerinde çalıştıkları bu alet zamanlar arası geçiş yapabilen bir simülasyondur. Bu alet kullanıcısını olayların geçtiği 1999 yılından 1937 yılının Los Angeles’ine götürebilmektedir.

Filmin ilk sahnesinde dönem filmini andıran bir görüntü ile karşılaşıyoruz. Filmde kullanılan görsellik etkileyicidir. Filmin ilk perdesinde henüz anlamlandıramadığımız olaylarla karşılaşıyoruz. Ortada bir bilinmezlik var ancak bunun ne olduğunu tam olarak anlamlandıramıyoruz. Sonraki sahnelerde başkarakterimiz Douglas’ın iş ortaklarından Hannon Fuller’in öldürülmesi onu çok sarsıyor. Fuller’in ölmeden hemen önce Douglas’ı araması ancak Douglas’ın bunu hatırlamaması ve zihninde boşluklar olması işlerin daha da karmaşık bir hal almasına sebep oluyor. Douglas’ın evinde kanlı bir gömlek bulması olayların seyrini değiştiriyor. Douglas kendi masumiyetinden şüphe duymaya başlıyor ve baş şüpheli haline geliyor. Douglas ne olup bittiğini anlamaya çalışırken kendisini Fuller’in kızı olarak tanıtan bir kadın çıkageliyor. Tuhaf olan Douglas’ın, Fuller’in bir kızı olduğundan haberinin bile olmamasıdır. Daha ilk konuşmalarından birbirinden etkilenen Jane ve Douglas sanki daha önceden birbirlerini tanıyorlarmış hissine kapılıyorlar. Bir nevi dejavu yaşıyorlar. Ne olaylar döndüğünü anlamak için kendini 1937 sanal yılına gönderen Douglas bunu ilk kez deneyecektir. Burada zamansal bir geçiş oluyor ancak geçen kişinin bedeni gitmiyor. Her kullanıcının bir taşıyıcısı vardır. Kişi zihnini taşıyıcısına aktarır. Taşıyıcısının bedenini kullanır. Fuller’den bir mesaj bir not arayan Douglas’ın işi zordur. Dougles asla yüzleşmek istemeyeceği bir gerçekle karşılaşacaktır.

Filmin tamamı gerçek mekânlarda çekilmiştir. Düşük bir bütçe ile çekilen 13.Kat filminde gerçek mekânların kullanılması sayesinde çok iyi sahneler çekilmiştir. Filmde sıklıkla karşılaştığımız asansör sahneleri ve 13.kat bazı batıl inanışlarda uğursuz sayı olarak bilinir. Gerilim, gizem, romantizm temalarını içinde barındırmıştır. Filmde yapılan zaman geçişleri yaşadıkları yıldan geçmişe 1937 yılına geri dönmeleri olayların seyrini değiştirdiği gibi izleyiciyi filmden koparmadan o heyecanın içerisinde tutmayı başarmıştır.

1937 yılını incelediğimizde hep bir balo, davet, eğlence anlayışı olduğunu görüyoruz. Aslına bakarsak bu bizlere simülasyonların kendi içlerinde eğlendiklerini gösteriyor. Simülasyon dediğimiz şey elektrik kablolarından ibarettir. Orada bulunan insanlar, hayvanlar evler hepsi yapaydır. Gerçekte hiçbiri yoktur.

‘’Düşünüyorum öyleyse varım.”

Duyularımız bazen bizi aldatabildiğine göre hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Filmde Descartes’ın uğursuz şeytan adı verilen mantık silsilesinden yola çıkılıyor. Gerçeklik bir simülasyondur. Bu simülasyon ve bu simülasyonda yaşayanlar bunu bilmiyor.Özgür irade. Yaptığımız seçimleri kendimiz bilinçli, özgür bir iradeyle mi seçiyoruz, yoksa önceden belirlenmiş seçimleri yaşayıp gidiyor muyuz? (Barış Özcan)

‘’Cahillik mutluluktur derler. Hayatımda ilk defa bu söze katılıyorum.’’ Filmde geçen bu söz filmi çok anlamlı kılıyor. Hiçbir şeyden haberin olmadan yaşamını sürdürmek varken gerçeklerle yüzleşiyorsun ve bütün hayatın alt üst oluyor. Bütün hayatın yalanlan ibaret aslında sen yoksun. Filmi izlerken kendime böyle bir yapay dünyada yaşıyor olsaydım her şeyden haberden olmak ister miydim diye sordum. Sanırım ben cahil olmayı seçerdim. Peki sen?