Supernatural Dizi İncelemesi

13 Eylül 2005 yılında çekimleri başlayan Amerikan yapımı bir dizidir. Dram, fantastik, korku üzerine olan bu dizi günümüzde hâlâ devam etmektedir. Neredeyse her ülkede ses getiren Supernatural kendini kanıtlamayı çoktan başarmıştır. Dizi Eric Kripke tarafından yaratılmıştır. Supernatural tam on beş sezon sürmüştür ve üç yüz yirmi yedi bölümden oluşmaktadır. Diziyi izlerken aile dramını, korkuyu, sevgiyi, eğlenceyi yani birçok farklı duyguyu aynı anda tek bir bölümde yaşanabilmektesiniz. Supernatural’ın bu kadar sevilmesinin ve uzun sürmesinin sebepleri arasında gerçek dünyadan uzak olağanüstü olayları konu alması, oyunculukların iyi olması ve senaryonun özgünlüğü örnek gösterilebilir. Repliklerdeki mizah anlayışı hiçbir dizide yok. Supernatural’ın bölümleri kırk ile elli dakika arasında çekilmektedir. Dizinin akıcı olması izlenmesini kolaylaştıran diğer bir özelliktir.

Dizinin konusuna gelecek olursak. Dizi Sam ve Dean’in annelerinin bir varlık tarafından tavana yapıştırılıp yakılarak öldürülmesiyle başlar. Aradan tam yirmi iki yıl geçer. Dean Winchester ve Sam Winchester kardeşlerin babaları yine avcılığa çıkar ancak bu sefer normalden uzun bir süre geri dönmez. Dean bu durumdan şüphelenir ve kardeşi Sam’in yanına gider. Geçmiş yıllarda avcılık ile uğraşmak istemeyen normal bir yaşam sürmek isteyen, normal insanlar gibi üniversiteye gitmek sade bir hayat yaşamak isteyen Sam evi terk etmiştir. Jessica isimli bir kızla tanışan ve evlenme aşamasına gelen Sam abisi Dean’ın onu bulmasıyla şaşkına döner. Sam babalarını bulmak için son bir kez abisi Dean’le beraber yollara düşer. Ancak aramalar sonuç vermez. Sam evine döndüğünde kız arkadaşı Jessica’nın annesi gibi tavana yapıştığını görür ve alevler içinde yanarak ölmesine tanık olur. Yaşanan bu olay Sam’i çok etkiler. İnsanları bu gibi yaratıklardan korumak ve hem annesini hem de kız arkadaşı Jesisica’yı öldüren bu yaratığı bulmak, ikisinin intikamını almak için avcılığa geri döner. İki kardeş babaları ile beraber, hayatlarını bu varlığı bulmak için adamışlardır. Bu varlığın Sam’in peşinde olmasının bir sebebi vardır. Bu varlığı öldürebilen tek bir silah vardır. Babaları bu silahı bulmak için çok uğraşır ve sonunda da bulur. Peki, varlığı öldürüp annelerinin intikamını alabilecekler mi?

Dizi, Sam ve Dean kardeşlerin insanların gerçekte var olmadığını zannettiği yaratık, hayalet, şeytan, cin vb. varlıkların avcılığını yaptıkları ve bu maceralar sırasında yaşadıklarını anlatır. Dizide, Dean ve Sam arasındaki kardeşlik bağının çok güçlü olması ön plandadır. Dean, içki içen ve kadınlara oldukça düşkün bir karakterdir. Fakat oldukça cesurdur ve gururludur. Kardeşi Sam’e olan bağlılığı ve ağabey olmasının ağırlığını taşımaktadır. Sam ise daha çok merhametli, zeki, araştırmayı, okumayı seven birisidir. Dizide iki kardeşin hep yollarda olması, arabada veya yıkık çok iyi durumda olmayan motellerde kalmak zorunda kalmaları zor bir hayatları olduğunu görmemizi daha iyi sağlıyor. Sam ve Dean’ın duygusal, korkunç, dramatik maceralarına tanık oluyoruz. Dizi boyunca karakterlerin evrilmelerini izlemek ayrı bir keyif veriyor. İyi karakterlerin kötüye dönüşmesi, çok kötü karakterlerin yaptığı iyiliklere şahit olmak dizinin heyecanının kaybolmamasını sağlıyor.

Eric Kripke aslında diziyi üç sezon olarak planlamıştı ancak aldığı olumlu tepkiler sayesinde dizi şu an on beşinci sezonundadır. Supernatural’ı kimi insanlar on beş sezon sürdüğü için izlenmeye başlamada tereddüt ediyor. Ancak dizi günümüz senaryolarından farklı olması ve alıştığımız temel konulardan ayrılmasıyla dikkatleri üzerine çekmeyi çoktan başardı. Supernatural izlenmeyi hak eden bir dizidir. Supernatural’ın kitapları, çizgi romanları ve karakterlerin figürleri bile çıkartılmıştır. Dizide melekler, şeytanlar, hayaletler, cinler ve gerçek dünyada adını dahi duymadığınız birçok farklı türde yaratıkla karşılaşmak istiyorsanız bu diziye bir şans vermenizi öneririm. Ve dizinin meşhur şarkısı Kansas’tan ‘’Carry On my Wayward Son’’ Her sezon başında ve sonunda çalınarak zihinlerimizde güzel bir yer edinmiştir. 20 Kasım 2020 Cuma günü dizi final bölümüyle bizlere veda edecektir.  

The Queen’s Gambit: 64 Karenin İçindeki Dahi

23 Ekim’de Netflix’te 7 bölümlük mini dizi halinde yayınlanan bu yapım, Walter Tesvis’in 1983 yılında yazdığı aynı adlı romanından uyarlamadır. Dizinin muhteşem akışında sanki bir biyografiden esinlenerek çekilmiş bir hikâyeyi izliyor gibi hissetsek de sonunda kurgu olduğunu bir küçük araştırmayla anlayabiliyoruz. Eşsiz sinematografi, enfes müzikler ve göz alıcı karakterler dizinin sürükleyiciliğini arttıran önemli faktörlerden. Gelin birlikte ana karakterimiz olan Beth Harmon’un hikâyesini dinleyelim. 1950’li yıllarda Beth’in büyüme yolculuğuna çıkıyoruz. Bu yıllarda Soğuk Savaş döneminin yansıttığı temalardan bahsediliyor. Örnek vermek gerekirse, ırk ayrımı, kadın olmanın zorlukları, cinsiyetçilik, küçümsenme ve dışlanma, din ve politika gibi konular göze çarpıyor. Peki, küçük Beth kendisini bu hikâyenin neresinde görüyor?

8 yaşında annesini trafik kazasında kaybeden Beth Harmon, Kentucky’de bir Hristiyan yetimhanesine yerleşip hayatına yeni bir kapı aralıyor. Sıradan, sessiz, somurtkan ve oldukça zeki olan bu kız çocuğu okulda zaman geçirirken tesadüf eseri okulun hademesi Mr.Shaibel ile tanışıyor. Satranca merakı olan Shaibel, zamanla Beth’e bu oyunu öğretmeye başlıyor. Beth çok hızlı bir seyirde oyunu öğrenirken yetimhanenin çocuklara vitamin adı altında verdikleri sakinleştiricilere bağımlılık kazanıyor. Ve bu haplar sayesinde satrancı hayal etmesi, kafasından oynaması bir hayli kolaylaşıyor. Buna bağlı olarak yaşamının devamında ise alkol ve uyuşturucu bağımlılıkları baş göstermeye başlıyor. 64 karenin içinde kendisine yeni bir hayat kurarken yaşamın tüm kontrollerini eline alıyor. Kendine ait bu koca dünyada yaşarken bir aile Beth’i evlat edinmek istediğini söylüyor ve Beth yeniden başka bir dünyaya yolcu ediliyor. Ve maceranın diğer kısmı böylece başlamış oluyor. Trajik çocukluk anıları, alışılmadık aile düzeni, kendini arayış çabaları Beth’in satranca olan bağlılığını arttırıyor ve olağanüstü yeteneği ile birçok turnuvada ışıltılı başarılar yakalıyor. Dönemin şartları, kabul edilen geleneksel dünya görüşleri Beth Harmon’un kadın olarak bu mücadeleden dışlanmasını, cinsiyetçilik yapılıp küçümsenmesine neden oluyor. Ama o birçok sorunla boğuşsa da kendi ayakları üzerinde durarak mücadelesini esaslı bir duruşla devam ettiriyor.

Dizinin içeriğinde dikkatinizi çekecek birçok konu var. Bunların en başında satrancı görmek mümkün. Eğer oyunun meraklısıysanız sahnelerin uydurmasyon olmadığını görebilirsiniz. Satranç sahneleri çekilirken gerçek satranç danışmanları yapım ekibine büyük bir katkı sağlamış. Gorry Kasporov ve Bruce Pandolfini sayesinde hamlelerin sahte bir şekilde çekilmesinin önüne geçerek satranç bilenlerin ayrı bir keyifle diziyi izlemelerine zemin hazırlanmış. Bir diğer değinmek istediğim ve dikkatimi çeken konu ise feminizm. Hikâye 1950-1960’lı yıllar arasında geçerken cinsiyet ayrımcılığı ve toplumsal gruplar arasındaki hayat şartlarının eşit olmadığı görülüyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu ayrımcı düzenin değişmesi zorlaşmış ve yaşam alanlarındaki eşitsizlikler baş göstermeye devam etmiş. Hâlbuki cinsiyetler arasında eşit muamelenin olması gerektiği açık ve barizdir. Cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkmak, kadın erkek eşitliğinin olması gerektiğini sonuna dek savunmak ise normalleşmesi gereken önemli konulardan bir diğeridir.

The Quuen’s Gambit’i izlerken birçok duyguya şahitlik edip dönemin yansıttığı temaları irdeleyerek inceleme şansına eriştim. Sağlıklı bir aile yapısını, insanın kendini bulma arayışını ve mücadele ruhunu çok iyi işlemiş bir dizi. İzlemenizi ve oturup üzerine uzun bir süre düşünmenizi içtenlikle tavsiye ederim. Son cümlelerime diziden aldığım bir replik ile veda edeceğim.

‘’Erkekler gelip sana akıl vermek isteyecek. Daha zeki olduklarını göstermez. Çoğu yönden değiller ama kendilerini üstün görürler. Yol yordam gösterirler. Bırak üfürsünler. Sonra gidip istediğini yap. Kendine yetebilen kadın güçlüdür. Hele ki mülkiyet odaklı insanların her şeye razı oldukları bu dünyada.’’

Sevgiyle kalın. İyi seyirler…

Family Guy İncelemesi

Family Guy, Seth MacFarlane tarafından yaratılan ABD üretimi animasyon dizisidir. Dizi hayali şehir olan  Quahog’da geçmektedir.  Peter ve Lois, çocukları Meg, Chris, Stewie ve köpekleri Brian’dan oluşan Griffin ailesi çevresinde bir takım olaylar gerçekleşmektedir. 19 sezon 352 bölümden oluşmaktadır. Dizide birçok olayla dalga geçilmektedir. Ara sıra dark espirilerde yapılmaktadır. 🙂

Karakter incelemesi

Peter Griffin

Tipik bir Amerikan babası rolünü üstlenmektedir. Her zaman değişik fikirlere sahip olmakla birlikte düşündüğü anlamlı ve anlamsız her şeyi yapmaktadır. Birçok meslekte çalışmış olsa da biz onu daha çok bira fabrikasında çalışırken izlemekteyiz. Dizide Hristiyanlık ve İsa ile ilgili dark espiriler yapmaktan çekinmeyen, arkadaşları ile bira içmeyi seven bir abimizdir.

Lois Griffin

Ailenin aklı başında bireyidir. Aileyi, kocası Peter’ı başarılı şekilde yönlendirmekte ve ailenin düzenini sağlamaktadır. Ufak çaplı çılgınlıklara sahiptir ve ailesine yansıtmamaya çalışır. Bahçedeki çalılara vodka saklaması buna örnek verilebilir. Zengin bir babaya sahip olmasına rağmen baba sevgisinden yoksundur.

Meg Griffin

Ailede ki en büyük çocuktur. Tam anlamıyla loser karaktere sahiptir. Okulda ve lisede kimse onu umarsamaz. Birçok yemekte Peter ona bir şeyler fırlatır. Dizinin ezik karakteride diyebiliriz.

Chris Griffin

Babası Peter’in küçük versiyonudur diyebiliriz. Dünya umrunda değildir. Kendi kafasını yaşar ve kimseyi takmaz. Lise balosuna Taylor Swift ile giden kardeşimiz asla coolluğundan ödün vermez. Tek takılmayı sever ve biraz aptaldır.

Stewie Griffin

Dizide ki en küçük kişidir. Dizide ki en zeki ve kurnaz karaktere sahiptir. İstediği zaman istediği aleti yapabilen bir bebek diyebiliriz. Ailenin köpeği olan Brian ile iyi anlaşmaktadır. En büyük hayali ise dünyayı ele geçirmektir. Ailedeki en entel kişiliğe sahiptir . Onunla asla düşman olmak istemezsiniz. Sevmediği insanlara ateş kusar diyebiliriz.

Brian Griffin

Dizide konuşan köpek karakterindedir. Ailenin en zekisi diyebiliriz. Bir arabası dahi vardır. Stewie ile yakın arkadaşlardır. Stewi ile birçok plan yapar ve uygularlar. Geçmişe gitmeleri veya boyutlarını küçültmeleri de buna dahildir. Irak Savaşına bile katılmıştır. Martini içmeyi seven bu dostumuz dizideki önemli bir role sahiptir.

Glenn Quagmire 

Dizide ki en sevdiğim karakterlerden biridir. Kendisi pilottur. Arkadaşları ile takılmayı sever. Quagmire Peter’in yan komşusudur. Dizide ki playboy karakterini yansıtmaktadır. İstediği kadınla birlikte olur, istediğini alır cinsten bir karakterdir.

Joe Swanson

Engelli bir polis memurudur. Arkadaşları ile takılmayı sever hep birlikte barda içerler.

Cleveland Brown

Peter’in komşusudur. Siyahidir ve kendince siyahi dark espiriler yapmaktadır.