Küçürek Öyküler

Nefret

Sofra hazırlanmış, sessizce onun gelmesini bekliyorlardı. Annesinin hüzünlü gözlerine baktı Melek. Korku dolu akşam saatleri başlamıştı. Yine eve gelecek ne varsa kırıp dökecekti. Yediği dayaklar yüzünden morarmıştı o çelimsiz vücudu. Bunu ona, onlara yapan babası olacak adamdı. İşsiz güçsüz adamın tekiydi. Oradan buradan para alır, kumara yatırırdı. İnsan babasını sevmez miydi? Melek nefret ediyordu babasından. Kendine yaptıkları umurunda değildi ama annesine yaptıkları onu mahvediyordu. Birden bire zil sesi duyuldu. Annesine baktı yalvarırcasına.
-Açmayalım annem. Ne olursun? Dedi. Annesi çaresizce baktı kızının o boncuk boncuk olmuş gözlerine. Başını eğdi. Yavaşça açtı kapıyı. Olacaklar belliydi. Yüzünden anlamıştı adamın. Yine kızgındı. Her şeye kızardı zaten. Hep kızardı. Nefretle baktı babasına. Baktığı gibi de yedi tokadı. Koşarak odasına gitti. Işığı açmadı. Yere çöktü, gözlerinde biriken yaşları serbest bıraktı. Kapadı gözlerini. Söz verdi kendine , o biricik anneciğini de kendini de kurtaracaktı bu adamdan. Umutla oturdu , açtı kitaplarını. Tutunabileceği tek dalıydı kitapları. Çalışacaktı. Çok çalışacaktı. Düşündü. Belki de mutluluk çok yakındı…

Çocukluk

Omzunda iş çantası, ellerinde bir yığın dosyayla yürüyordu sokakta. Ne kadar çok işi vardı? Kravatını gevşetti. Bunalmıştı. Yavaş yavaş yürürken karşıda yürüyen pamuk şekerciyi gördü. İster istemez bir tebessüm belirdi yüzünde. O pembeli mavili pamuk şekerler çocukluğuna götürmüştü onu. Ne güzeldi çocukluğu. Küçücük şeylerden kocaman mutlu olmaktı çocukluk. İşte o da öyle mutluydu çocukken. Rengarenk misketleri, tahta arabası, havada kuş gibi süzülen uçurtması…
İşte bir çocuğun mutlu olması için bunlar yeterdi. Adımlarını hızlandırdı, yakaladı pamuk şekerciyi. Aldı içlerinden gözüne hoş gelen bir pamuk şekeri. Deniz kenarındaki bir banka oturdu. Bir parça ısırdı pamuk şekerinden. Gözlerini kapattı. Aynı değildi işte o güzelim pamuk şekerin tadı. Çocukken güzeldi demek her şey diye düşündü. Yerinden kalktı gülümsedi. Anıları onu mutlu etmişti. Keşke, keşke çocuk kalabilseydim dedi ve yoluna devam etti.

Zaman

Aynanın karşısına geçti. Kendini süzmeye başladı. Saçlarındaki akları, alnındaki kırışıklıkları, solmuş tenini inceledi. Ne zaman bu kadar yaşlanmıştı? Zaman buydu işte. Nasıl geçti, nasıl bitti anlayamıyordu insan. Oysaki daha dün gibi aklındaydı yirmili yaşları. Artık doğru düzgün yürüyemiyordu bile. Biliyordu onu çağıran şeyi. Artan ağrılarından, zaman zaman kesilen nefesinden, bembeyaz yüzünden. Vakti geliyordu. Çağırıyordu onu ölüm. İstemsizce gülümsedi. Nasıl geçmişti bunca zaman? Hiç anlamamıştı. İşte yine başlıyordu. Elini kalbine götürdü. Yine başlamıştı o keskin ağrı. Sanki biri eliyle kalbini söküyordu. Öyle canı acıyordu işte. “Allah’ım ne olursun bitsin artık.” Diye geçirdi içinden. Yavaşça yatağına uzandı. Gözlerini kapadı. Bu gözlerini son kapatışıydı. Bitmişti artık. Artık acı yoktu. Ömür bu kadardı işte. Göz açıp kapayıncaya kadar…

Kestane Kokusu

Bütün aile sobanın başına dizilmiş üzerine koydukları kestanelerin pişmesini bekliyorlardı. Ne güzel de kokuyordu. Adeta huzur yayıyordu etrafa kestanelerin o güzel kokusu. Büyükanne torunlarını etrafına toplamış, anlatıyordu en güzel öykülerini. Kendi kendine düşündü. İşte huzur buydu onun için. Dumanı tüten bir soba, büyükannesinin her gün dinlese de bıktırmayan o tatlı öyküleri, bir de o sobanın üzerinden evin dört bir köşesine yayılmış kestane kokusu…

Nefes

Kendini evden dışarı attı. Her şeyden ve herkesten bıkmıştı. Başını havaya kaldırdı, derin bir nefes aldı. Simsiyah bulutlar başında üşüşüyordu. Muhtemelen yağmur yağacaktı. Ayakkabılarını bile alamamıştı. Arkasını dönüp az önce çıktığı kapıya baktı. Geri dönmeye niyeti yoktu. Gözlerinden süzülen sıcak yaşlar bile içini ısıtmaya yetmiyor, bedeni titriyordu. Çıplak ayaklarının açısına aldırış etmeden caddede yürümeye başladı. Etraftaki insanlar ona acıyarak bakıyordu. Şu lanet hayattan sadece mutluluk istemişti. Kayalıkların kenarına geldi. Denizin köpüre köpüre akan sularına baktı. O çetin sular aklını çelmişti. Gözlerini kapadı, bıraktı kendini denizin kollarına. Yavaş yavaş derinlere daldı. Kurtulmak için çırpınmıyordu bile. Ölmeyi seçmişti. Geriye bıraktığı tek şey yüzündeki acı gülümsemeydi.

Kartopu

Heyecanla pencereye koştu. Her yer bembeyaz örtüye bürünmüştü. Hemen üzerini giyinip kendini dışarı attı. Gülümsedi. Diğer mahalleden çocuklar kar topu savaşı yapıyorlardı. O da oynamak istedi ama kabul etmediler. İçlerinden iri bir çocuk onu ittirdi. Sinirlendi. Yerden aldığı buz parçasını karla kaplayıp top haline getirdi ve onu ittiren çocuğa fırlattı. “Tam isabet.” Alnının ortasına gelmişti. Kanıyordu. Çocuk koşarak babasını çağırdı. Adam sinirle koşup bir tokat patlattı yüzüne. Çok acıyordu. Gözünden yaşlar akmaya başladı. “Özür dilerim dedi.” Arkasını döndü. Yürümeye başladı. O suçluydu. İtmeseydi yapmazdı. Yüzü yanıyordu. Onun şikayet edecek babası bile yoktu. Yüzü değil, kalbi daha çok acımıştı…

Savaş

Bütün aile korku ile titriyordu. Işıklar söndürülmüş, perdeler çekilmiş, kapılar kilitlenmişti. Karanlık bütün hakimiyetini ilan etmişti evin içinde. O muazzam ay ışığı bile boyun eğmişti karanlığın bu hakimiyetine. Herkes birbirine kenetlenmiş olacakları bekliyordu. Umutsuz ve çaresizce. Derken o kulağı sağır eden şiddeti ile duyuldu siren sesleri. İşte geliyordu canavar, vicdandan yoksun, insanlık nedir unutmuş düşman askeri. Asiye dolmuş gözleriyle baktı, çocuklarının korkudan parıldayan gözlerine. Hızlıca aldı evlatlarını kollarının arasına. Bağıra bağıra ağlamak istiyordu ama yapamazdı. Çünkü duyardı sesini dışarıda bekleyen sırtlan kümesi. Neydi insan oğlunun birbirinden alıp veremediği? Her gün verdiği tesellisini verdi çocuklarına. Güneş doğduğunda her şey bitecek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s