Bir Kitaba Tutuldum! Kitap İncelemesi

“Dil, insanların binlerce yıllık deneyim ve birikiminin taşıyan benzersiz bir kültürel varlıktır.”Türk dünyasında ise dil, Kâşgarlı Mahmut’un çalışmaları ile kendini göstermiştir. Yabancılara Türkçe öğretimi hususunda ilk ciddi dil çalışmaları ile bilinen en değerli eseri Dîvânu Lügâti’t-Türk, tarih sahnesinde yerini almıştır. Bu mükemmel eser, kuşkusuz Türk dünyasının en kıymetli mücevheri, Türklüğün kültürel hazinesidir. Açıkçası bu eseri okumak, her sözcüğün anlamını yorumlamak, Türklük bilincini aşılamada ve yaşatmada en güzel örnektir. Eser sadece dil bakımından olmaksızın içeriğinde edebiyat, tarih, folklör ve sosyoloji bakımından zengin bir yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Türk dilinin güzelliğine, zenginliğine ve dönemin içinde barındırdığı kültürel kimliğe hayran kalmamak elde değil. Peki, bu eser günümüze gelmeyi nasıl başardı ve şu anda nasıl himaye edilmekte? Gelin birlikte kültürel mirasımızın kapısını aralayalım.

Dönemin ünlü bilginlerinden Ali Emîrî Efendi, 1912 yılında Dîvân’ın tek nüshasını yok olmaktan kurtarmış, Kilisli Rıfat ise bu nüshayı yayımlayarak Türk dünyasına neşretmiştir. Günümüzde ise eserin tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde himaye edilmektedir.
Gelin Dîvânu Lügâti’t-Türk’ün serüvenlerle dolu hikâyesini Doç. Dr. Feyzi Ersoy’un kaleme almış olduğu ‘’Bir Kitaba Tutuldum’’ adlı didaktik eserinde ne anlatıyor birlikte dinleyelim.

Yazar, romanın konusunu okurlara iki zaman diliminde anlatıyor. Geçmişte yaşanan olaylar 1912’lerin İstanbul’unda, günümüzde yaşanan olaylar ise 2017’nin Türkiye’sinde geçiyor. Geçmişe gittiğimizde başkahraman olarak Ali Emîrî Efendi’yi, günümüzdeyse emekli bir Türk dili profesörü olan Aykut hocayı görüyoruz. Romanın başlangıcı, Millet Kütüphanesinden çalınan Dîvânu Lügâti’t-Türk’ün kaybolması ile başlıyor. Profesör, yaşanılan olayları yakın arkadaşı olan bir Türkolog profesör ve iki asistanı ile sıkı bir takibe alıyor. Takip sürerken eserde Divân hakkında bazı bilgilendirici konulara da yer veriliyor. Kitapta Divân’ın girişinden sözler de yer alıyor.

Dîvânu Lügâti’t-Türk- Millet Kütüphanesi

Evet, şimdi de sizinle geçmişe, 1912’lerin İstanbul’una yolculuk edelim. Hepimiz biliriz ki Ali Emîrî Efendi yaklaşık bin yıl önceden Kâşgarlı Mahmut’un mirasını ulusa kazandırmış çok değerli bir bilgindir. Kitapta Ali Emîrî, Divân’ın tek nüshasına erişmiş ve bu olaylar ise kısaca şu sırayla gerçekleşmiştir:
Ahmet Nazif Paşa’nın yeğeni olan Handan Hanım, pek değerli eseri, Divân’ı, ömrünün sonuna dek saklaması için paşadan emaneten alır. Eseri uzun bir süre muhafaza ettikten sonra hem sağlığı hem de maddi durumu bozulmaya başlar. Handan Hanım, amcazadesinin ölmeden önce zor durumda kalırsa Divân’ı altın para ile otuz liradan satabileceğini hatırlar. Büyük bir hassasiyetle eseri sakladığı yerden çıkarır ve içi buruk bir şekilde sahaflar çarşısına satmaya götürür. Sahaflardan Burhan Efendi, kitabı görüp inceler. Fakat Handan Hanım’ın söylediği miktarı çok bulur, eğer biraz beklerse hükümetteki tanıdıklarına kitabı gösterebileceğini söyler. Uzun uğraşlar sonucunda Burhan Efendi kitabı satamayıp Ali Emîrî Efendi’ye götürür. Ali Emîrî bir süre sonra kitabı satın almayı başarır. Kilisli Rıfat hariç uzun bir süre kitabı hiç kimseye göstermez. Ali Emîrî neşredilmesi için kitabı Kilisli Rıfat’a verir ve kitap bu sayede yayımlanır. Diğer taraftan günümüz İstanbul’unda Aykut hoca, meslektaş arkadaşı ve asistanlarıyla kaybolan Dîvân’dan gelecek güzel haberi beklemeyi sürdürürler.

Feyzi Ersoy’un gözünden Dîvân’ın bulunuş hikâyesini dinlerken büyük bir heyecan ve merak siz okurlara hâkim olacak. Kitabın içeriğine dair birçok detay ve bilgi bulunsa da okumayan okurlar için çok fazla bilgi vererek heyecanını kaçırmak istemiyorum.

‘’Bir Kitaba Tutuldum’’ romanını okurken kitaplığımda Dîvânu Lügâti’t-Türk’ü görmek, sözlüğün her detayını irdelemek ve o dönemin kültürel, sosyolojik yanlarını anlamak istedim. Kültürel mirasımıza sahip çıkmak ve tarih bilincinin farkında olmak bize düşen görevlerin en başında geliyor. Geçmişin ve geleceğin arasındaki köprüyü görmek adına bu güzel eseri baştan sona bitirmek şarttır. Nihat Sami Banarlı “Türkçenin Sırları” adlı eserinde Türk dilinin imparatorluk dili olduğunu ifade eder. Hemen ne dediğine bir göz atalım.

Türk dili herhangi küçük ve başkalarına mahkûm bir millet dili değil, tarihin daha ilk anlarından başlayarak bir imparatorluk dilidir. Her dil, imparatorluk dili olamaz çünkü her millet imparatorluk kuramaz. Bunun için büyük millet olmak lazımdır. Büyük milletlerin dili de tabiatıyla, büyük vatanlarda işlenmiş, büyük dil olur.

Eserde geçen bu bölüm Türkçenin zenginliğini genç kuşaklarla tanıştırmayı hedefleyen önemli bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Başka dilleri öğrenmeye merak salsak da kendi dilimizi, benliğimizi ve kimliğimizi unutmamamız gerekmektedir.

Dilimizin koca bir miras olduğunu anlamak ve kavramak için en değerli kaynağı Dîvânu Lügâti’t-Türk’ü, ardından Türkçenin Sırları’ını ve akabinde Bir Kitaba Tutuldum romanını okumanızı tüm kalbimle tavsiye ediyorum. Dil bilincini aşılayan ve aşılamaya devam eden tüm yazarlara ve bilim insanlarına minnetle…
Kitaplarla kalın.

2 comments

  1. Sputnik · Ocak 10

    Kitabı büyük bir zevkle okudum. İncelemeniz için ayrıca teşekkürler. Kitaplığıma en kısa sürede Divanü Lügati’t-Türk eserini de ekleyeceğim.

    Beğen

    • kopernickk · Ocak 10

      Kitabı ben de keyifle okudum. Kültürel mirasımız güzel yansıtılmış. Yorumunuz için ayrıca teşekkür ederim 🙂

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s