“Mecburiyet” Üzerine Deneme

Mecburiyet kelime anlamı olarak zorunluluk demektir. Bu tek kelime hayatımızı ele geçirmeyi nasıl başarıyor? Eminim birçok insanın hayatında mecburen yaptığı davranışlar, mecburen katlandığı ortamlar ve insanlar vardır. Peki bizi bu duruma sürükleyen şey nedir? Kendimiz miyiz yoksa çevremiz mi?

Hayatımızın genel bir işleyişi vardır. Sabah uyanır, kahvaltımızı yapıp işimize gideriz. Bugün yaşadığımız hayat dünün bir yansımasıdır aslında. Bunları gerçekten istediğimiz için mi yapıyoruz yoksa mecbur olduğumuz için mi? Bence insanların büyük bir çoğunluğu istediği hayatı değil de mecbur bırakıldığı hayatı yaşıyor. Bir gün mutlu olmak umuduyla şu an yaşadığımız ya da yaşadığımızı sandığımız hayatımıza hapsolmuş durumdayız. Mecburiyetlerle geçirilen bir hayat yaşanmış sayılmaz. Kabul edelim veya etmeyelim yaşamımız başkalarının kontrolünde ve biz o insanlara mahkûmuz. Ele geçirilmiş düşüncelerimiz, bedenlerimiz ve ruhlarımız.  Düşüncelerimizi dâhi özgürce dile getiremediğimiz bir yaşam nasıl bizim yaşamımız olabilir! Bunun en büyük sebebi nedir diye sorarsanız ‘’sevmek’’ derim. İnsanoğlunun en büyük zaafıdır belki de sevmek. İnsan sevdiği için katlanır arkadaşlarına, ailesine. Sevdiği için görmek istemez hayatlarına nasıl olumsuz etki ettiklerini. Kendimiz olmaktan vazgeçeriz onlar mutlu olsunlar diye. Bunca zamandır yaşadığımız hayata mecburuz sanıyorduk oysa yıkmamız gereken tek şey kendi düşüncelerimizmiş. Nedenlerin arkasına sığınmak kolaya kaçmaktır. Kaçma, yüzleş! Unutma, günün sonunda o dört duvar arasında tek başına kalacak olan sensin. Kalk ve hayatın için bir şeyler yap. Hayatını anlamlı kıl. Geleceğini şekillendirmek bugün vereceğin kararlara, alacağın risklere bağlıdır. Doğru veya yanlış vereceğin her karar senin kararın olsun. Unutma bu hayat senin. Başka insanların hayatın hakkında kararlar vermesine izin veremezsin. Senin yerine karar veren insanların kahkahalarını duyarak, onların aşağılamalarını dinleyerek geçirdiğin hayat senin hayatın değildir.

Her ne kadar imkânsız gibi görünse de buna dur demek elinde. Hadi gel beraber bir hayal kuralım. Bir yer düşün. Tam karşında uçsuz bucaksız deniz görünüyor. Sokakta yürümeye başladın. Hafiften rüzgâr esiyor, insanlar banklarda oturmuş sohbet ediyorlar, çocuklar oyun oynuyor, köpeklerse birbirlerini kovalıyor. Sonbahar yavaştan etkilerini göstermeye başlamış hafif bir serinlik hâkim şehre, rüzgârın esintisi değiyor tenine. Ağır adımlarla bir banka doğru gittin. Oturup insanları izlemeye başladın. Sokakta bitkisel ürünler satmaya çalışan bir teyze tek tek insanlara almak ister misiniz diye soruyor. Sol tarafta genç, yirmili yaşlarında bir kız var. Elinde kitaplarını tutup kulaklıkla müzik dinliyor. Ne dinliyor olabilir acaba? Yan tarafında henüz yeni bitirdiği kahvesinin boş bardağı duruyor. Yüzünde bir tebessüm var. Biraz daha sola çevirdin kafanı ve kafede oturan bir çift gördün. Dondurmalarını iştahla yiyorlar. Bir yandan da sohbet ediyorlar. Başını kaldırdın gökyüzüne doğru, rüzgârı hissettin. Denizin kokusunu duydun kulaklarınla. Önünde bir tek yaşam var o teyzeyi, o genç kızı, dondurma yiyen çifti bir daha görmeyeceksin. Yaşam olağan seyrinde akıp gidiyor gördün mü? Hayata veda ettiğinde bir daha yaşamak için dönemeyeceksin. O şans sana verilmeyecek. Karşılaştığın onca insan, hayatına dokunan kişiler ve başka etkenlerin senin hayatını etkilemesine izin veremezsin. Neden bunca kalabalık arasında kendini yalnız hissediyorsun? Seni buna sürükleyenler, mecbur bırakanlar yüzünden değil mi? Ama hayır! Hayatının ipleri senin elinde olsun. Ben yalnız değilim. Beni buna itenler yüzünden kendimi değersiz hissetmeyeceğim. Bu düşünce hep kafanda olsun. Mecburiyetlerimiz değil, seçimlerimiz bizi yönetsin. Ve günün sonunda yatağına uzandığında şu söz hep seninle olsun:
‘”İnsanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen seni tutmam. Fakat canavarlar içinde canavar, köleler içinde köle olmak için gitmek istiyorsan karşında olurum. İnsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil.” (Stefan Zweig)


Müzik: Motorcycle Diaries – De Usuahia a la Quiaca – Gustavo Santaolalla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s